Virüsten İnsanlığa Dersler

Virüsten İnsanlığa Dersler

Gelişmiş(!) ülkelerde dahi insanlar alışverişlerde birbirlerini ezdiler. İhtiyaçları kadar değil alabildikleri kadar aldılar. Gözlerimle gördüm bir hanımefendi 10 karton yumurta aldı. 12×10:120 yumurta eder. Çoğu kullanılmadan miadı dolacak ve çöp olacak. Ancak bir başkası hiç alamadı ve o belki de aç kalacak. 32’lik 10 paket tuvalet rulosu almanın tek açıklaması insanoğlunun hala tam “insan” olamamış olması değil midir? Halbuki Tayland da turistler gelmeyince aç kalırlar diye devletin yemek bıraktığı yüzlerce maymun kasadan sadece birer tane alıp gitti. Ve hepsi karnını doyurdu. İnsanoğlunun hayvanlardan öğrenecek o kadar çok şeyi var ki! Videolarını internette kolaylıkla bulabilirsiniz.

Hekimler kendi hayatlarını riske ederek, toplumu korumaya çalışırken, bazıları kendi keyifleri için karantinadan kaçtı. Eğitimli ve bilinçli olmanın ünlü olmaktan, zengin ve güçlü olmaktan daha büyük bir erdem olduğu ortaya çıktı. Kimisi babasının gücüyle, kimisi ünü veya parasıyla toplum sağlığını keyfi olarak tehlikeye attı. Halbuki diğer taraftan, maske ve steril jel bile bulmakta zorlanan hekimler can siperane görev yapıyorlar. Toplumun artık gerçekten kime önem ve değer vermesi gerektiğini öğrenme gerekliliği ortaya çıktı. 

Son dönemlerde bilim tamamıyla sermayeye teslim olmuş idi. Yatırımlar sadece para getirecek olan “yapay zekâ”, “robot”, “elektrikli araba”, “5G”, “yazılım” üzerine yapılıyordu. Biyokimya, İlaç, aşı vb. teknolojiler sadece devlet destekli hayatta kalıyor ve özel yatırım alamıyordu. Salgın bize gösterdi ki, Tıp ve bileşenleri yatırım ve destekleme tercihlerinde daima ön planda olması gereken bir bilim dalıymış.

Bazı ülkelerde evde oturanlar için psikolojik destekler verilmekte. Halbuki insanın en kıymetli zamanı ailesiyle oturduğu zamanlarıdır. Bir insan ailesiyle beraberken neden psikolojik desteğe ihtiyaç duyar ki? Evet, sosyalleşirken “çekirdek aile”, “ebeveyn”, “geniş aile” gibi esas kavramları yitirdi insanoğlu. Sanal dünyaya öyle bir daldı ki, her şeyini sanal paylaşmaya başladı. Çocuğunun ameliyat olduğunu instagram’dan duyan anneler var. Sanal arkadaşların da takipçilerin de aslında hiç var olmadığı anlaşıldı.

Fırsatçılar hep vardı hep var olacak ancak bunlarla mücadele için devletlerin daha ciddi çalışması gerektiği ortaya çıktı. Piyasa politikası ne olursa olsun, devletin böyle durumlarda derhal “düzenleme”, “cezai müeyyide” ve hatta “el koyma” seçeneklerini değerlendirmesi gerektiği ortaya çıktı. 100 tanesi 13 TL olan maskeyi tanesi 250 TL’ye satan kişi iş adamı, tüccar veya esnaf değildir. Hatırlarsanız İstanbul’da havaalanında terör eylemi olunca taksiler yerli müşteri almamış, yabancılara da kişi başı 200 EURO fiyat vermişlerdi. İşte o zaman bu konu değerlendirilmiş olsaydı bugün bunlar türeyemezdi.

İnsanlar salgın kendi ülkelerine gelene kadar sadece “haber” gibi izledi. Kendi ülkelerine gelince de “facia” naraları attı. Demek ki çağımızda hiç kimse bir diğerine “bana ne?” diyemezmiş. Dünya küçük ve insanoğlunun mobilitesi çok arttı. Sabah Paris, öğlen Brüksel akşam Londra yapmak mümkün. Dolayısıyla dünyanın herhangi bir yerinde oluşan bir sorunun kısa zamanda küresel bir sorun olabileceğini anlamak mümkün oldu. Artık ülkeler başka ülkelerin sorunları için “kafalarını kuma gömmekten” ziyade sorununu çözümüne yardımcı ve katılımcı olmaları gerektiği ortaya çıktı. Salgın sadece Wuhan’da iken tüm dünya bir olup müdahale etmiş olsaydı çok daha farklı bir olurdu.  

Çin’de üretim durunca ozon tabakasındaki delikte küçülme, havasında ise temizlenme oldu. Venedik’te kanallara balık geldi, kuğular yüzmeye başladı. İtalya’nın endüstri bölgesi Lombardia da hava kalitesi yükseldi. Demek ki insanoğlu doğayı kendine uydurmaktan vazgeçmeli, doğayla barışık yaşamayı öğrenmeli.  Bu konuda söylenebilecek çok şey var. Sonuçta ceplerdeki dolarlar virüsten bizi koruyamadı.

Skolastik düşünce aslında batıda yüzyıllar önce gömüldü ama hala var olduğu ülkelerde de artık yaşaması çok zor. İnsanlık “eren, ermiş, din büyüğü, cemaat lideri, hacı, hoca vb.” kimliğinin aslında “boş” kavramlar olduğunu öğrendi. Sonuçta milleti bu felaketten bu önemli(!) kişiler değil müspet ilim yapan kişiler kurtaracak bu belli.

Para değil insan biriktirmek gerektiği ortaya çıktı. İnsanoğlu parayla satın alınan hizmetler bir anda kesilince, “rica edecek” kimsenin kalmadığını görünce bu gerçekle yüzleşti. Yaşlılarına para ile baktıranlar, alışverişini ve ev hizmetini yaptıranlar bir anda bu hizmetleri satın alamaz hale gelince anlaşıldı ki, “zor gün için insan” çok daha önemli ve değerli.

Doğru kullanılan sosyal medyanın halkı bilgilendirme ve bilinçlendirme konusunda ne kadar önemli olduğu bir kez daha kanıtlandı. Bazen bir yanlışlık yetkili mercilere ulaştırıldı bazen de bir uyarı topluma. Hızlı ve etkili bir şekilde. Devletin bu mecralarla mücadele etmek yerine, daha aktif nasıl kullanabileceğini düşünmesi gerektiği ortaya çıktı. Kötü kullanım, sosyal sabotaj ve provokasyon elbette önlenmeli ama bu yasaklamak veya kısıtlamak ile olmamalı. Bugün virüs olayı gösterdi ki, TV çağı bitti. Bir jenerasyonun tamamı, bir jenerasyonun ise büyük bir kısmı devlet başkanlarının açıklamalarını, devletin tedbir ve kurallarını sadece sosyal medyadan takip etti. TV’nin çağı kapandı, bu böyle bilinmeli…

Aslında dünyanın hiç de global olmadığı, dünyanın birkaç saat içinde kendini kapatabildiği ortaya çıktı. Salgın ile ülkeler saatlik kararlar ile uçuşları, sonra sınırları hatta ithalat-ihracatı bile kısıtladı. Herkes kaplumbağa misaline kabuğuna çekilebildi. “Globalizm” aslında bir ütopya olduğu ortaya çıktı. Ülkeler sınırları ile belliydi ve sadece bu sınırlar dahilinde kendilerini var hissediyorlardı. Sadece bu sınırları ve içindekileri koruma politikası ile var olmaya çalıştılar.

Ekonomi ilminde ülkeler için birçok farklı gelişmişlik endeksleri, kriterleri vardır. Ancak bu salgın şunu bir kez daha gösterdi ki, tarım ülkeleri gerçek zengin ülkelerdir. Bir ülke için en büyük gücün “kendi kendine yetebilmesi” olduğu ortaya çıktı. Bazı ülkeler sınırlarını hemen kapatabilirken bazıları mecburen açık tutmak zorunda kaldı. Bunun en temel gerekçesi gıda ithalatının kesilmesinin imkânsız olması idi. Yani kişi başına milli geliriniz 45.000 USD’de olsa, gelişmiş endeksine göre 4.üncü, yaşanabilir refah ülkesi olarak 5.inci de olsanız kendi kendinize yetemiyorsanız, değeri yoktur.

Hiçbir ülkenin bir diğerine ciddi bir yardımda bulunmamış olması, hatta ihracatın bile kısıtlanmış olması, dünyanın da “insan olmak” konusunda ciddi çalışması gerektiğini ortaya çıkardı. Salgın da tüm ülkeler maske, dezenfektan, ilaç, tıbbi cihazlar, alkol ve hatta gıda ürünlerinin ülkelerinde çıkmasını hemen yasakladılar. Halbuki birisinin gıdaya, diğerinin ilaca, bir diğerinin tıbbi cihaza ihtiyacı vardı. Herkes fazlasını paylaşsa, belki de herkese yetecekti. Ama yapılmadı. Devletler de bireysel bencillik güdüsüyle hareket etti. Belki Wuhan’a yeteri kadar tıbbi cihaz, dezenfektan, maske ve alkol gitseydi durum daha farklı olacaktı. Gitmedi ve herkes elindeki yarım ile mücadele etmek zorunda kaldı. Almanya’nın komşusu, AB’den kader ortağı, “biz biriz. Avrupa’yız” dediği İtalya’ya karşı tutumu “devletlerinde insan olmak” konusunda yol alması gerektiğini ortaya koydu.

Sonuç olarak ise, keşfedilen uzaydaki yegâne ve en güzel gezegen olan dünyamızın sonunun virüslerden, uzaylılardan filan değil bizzat insanoğlundan geleceği ortaya çıktı.

Join the discussion

Please note

This is a widgetized sidebar area and you can place any widget here, as you would with the classic WordPress sidebar.